Yarışma Demişken... 

Ana sayfa » Yıldızlı Söyleşiler 2 » Yarışma Demişken...
 

Murat Şahin :

Bünyamin Derman ismiyle daha çok yarışmalarda karşılaşıyoruz.Belki de bu yüzden size yarışmacı mimar kimliği yakıştırmasında bulunuyorlar.Peki siz bu durumdan memnun musunuz?Yarışmalara bu kadar ağırlıklı katılmak sizin isteğiniz mi?

Bünyamin Derman:

Üniversiteden mezun olduğumuzda bize mimar kimliği verildi.Bu noktadan sonra bizim de tek düşüncemiz oldu mimarlık nasıl olur sorusu? Kendimize bu soruyu sorduğumuzda bazı konularda bilgi edinmemiz gerektiğini gördük.İlk etapta da bizden önceki kuşak kendini nasıl yetiştirmiş onu inceledik.Buna en güzel örnek belki de 60’lı yıllarda yarışmalarda başarılı sonuçlar elde etmesiyle ismini ön plana çıkarmış Mimar Doğan Tekeli’dir. Onun gibi sayacağımız 10 tane mimarın 9’unun öyküsü bu anlamda birbirine benzer. Her ne kadar yeni nesil buna inanmasa da...Baktığınızda Zaha Hadid ismi de uluslararası bir yarışma projesi ile duyulmuştur. Biz de kendimize bu yolu seçtik.
Yeni mezun bir mimarın kapısına yarışmalardaki kapsam ve konu çeşitliliğinde bir işin gelme olasılığı yoktur. Ama yarışmalar yoluyla onun, X konuda çalışarak kendini geliştirme, düşüncesini ifade edebilme ve belki de iş yapabilme umudu vardır. Adını duyurmanın ötesinde bürosunu kurma, mesleki deneyim kazanma şansı vardır. Belki 100.000 m2 bir projeyi yapmasına izin verilmez ama en azından danışmanlık hakkı verilir.Ve bence bu çok önemlidir. Genç bir mimar için büro kurmanın, referansları kabarık deneyimli bürolarla rekabet edebilmenin ve hiç kuşkusuz mesleki gelişimin bir yoludur yarışmalar. Biz de okuldan çıkınca, aileden bu yönde kurulu bir düzenimiz -başka bir ifadeyle maddi manevi bir sermayemiz-olmadığından kendimize bu yolu seçtik. Ama şunun altını önemle çizmek isterim ki yarışmacı mimar diye bir kavram yoktur. Zira yarışma, işveren için bir proje elde etme  -bir ihale -, mimar içinse iş alma yöntemidir. Yurt dışında büyüklüğü ne olursa olsun projesi bu yöntemle elde edilen ve inşa edilen birçok yapı vardır ve biz bu yapıların mimarları için yarışmacı ya da uygulamacı gibi bir ayrım  yapmayız. Türkiye’de bu yöntemin işleyişindeki sıkıntılar sistemin kullanıcılarının sebep olduğu sonuçlardır.  

Cem İlhan:

Şöyle bir yanlış algılama var. Bünyamin Derman ya da bizim gibi kişilerin  yani genç mimarların tek çıkış yolu yarışmalardır. Bunun bu şekilde zikir edilmesi yeni yetişecek mimarlar üzerinde kötü etki yapıyor.Bu tek alternatif değildir. Şöyle bir gerçek de var;Türkiye’deki çalkantılı, inişli çıkışlı, belirgin olmayan ortam mimarlık ortamına yansıdığı için  yani geçmiş yapı geleneği ve onun üzerinden de mimarlık geleneği olmadığı için gençlerin kökleşmiş kurumlaşmış mimarlık bürolarının içinden yetişip olgunlaşma yolu çok açık değil.Bu çok kritik bir noktadır bence.1000-2000 tane mezun verilen bir mimarlık ortamında öğrencilerin kendilerini göstermesinin ve yetişmelerinin yolu açık değildir. İşte bu yanlızlık ortamında yalnız savaşçı gibi yarışmalarla başbaşa kalan öğrenci profili .Yani ben de böyleydim, Bünyamin de böyleydi. Dolayısıyla kurumlaşmış üstad büro, üstadın yanında büyümek yok ki. Bu hala da böyle. 3-5-20 kişi yetiştirildi. 25 kişi olmadı.Ne bunun için ortam var ne de şartlar elveriyor.

Bünyamin Derman:

Üstatların da kızı oğlu yetişti.Geçmişi olan bürolara yeni bir soluk geldi. Kim onlardan şanslı olabilir ki. Bir kurum, bir marka oluyorsunuz artık. Doğal olarak da yatırımı kendi çocuklarınıza yapıyorsunuz. Onun haricinde ekol büro olup bunu sürdürebilmek gerçekten güç. Ülkenin şartları ve belirsizlikler, usta çırak geleneğinin çökmesi vs sebeplerle...   

Cem ilhan:

Büroların olmama nedeni Türkiye’deki iş verme iş alma düzeni. Büyük kurum kimdir? Büyük binalar sermaye birikimi gerektiriyor. Sermaye devlette . Yarışmaları da ağırlıklı olarak devlet açtığına göre... Özel sektörün patlaması da 80’lerde oldu –Özal döneminde- .

Mimarlıkta bir noktaya gelmek için ya da star mimar olmak için ailemizin mimar olması mı lazım? Ekol bürolar dediniz ve aklıma Sedad Hakkı Eldem geldi. Sonuçta o bir ekol oluşturmamış mıydı?

Cem İlhan:

Cevap önünüzde duruyor. Bünyamin’in babası esnaftır. Benimki de erkek terzisi. Ama biz mimar olduk . Yarışmalar insanın önünü açabiliyor. Sedad Bey ayrı bir ekoldür.

Bünyamin Derman:

15 senelik büroyla 40 senelik bir büro aynı olamaz. Mimarlık görgü isteyen bir meslek. O mesleğin içine doğmak tabiidir ki insana çok şey katıyor. Ama şüphesiz tek adres değil. Ben yalnızca avantajları yönünden altını çizdim. Bizim yolumuz biraz uzun sürüyor; yine de niyet mimarlık yapmak olunca ve bu yola baş koyunca er geç bir yerlere geliniyor. Asıl sorun böyle köklü büroların çalışanına yatırım yapmaması. Bugün bana çok iş yapan bir grubun  yanında yetişip de kendi bürosunu kurmuş bir alt grup gösterin. Büroların bir çoğu aile kurumu gibi.  Biz yapıyor muyuz? Bir sene öncesine kadar zaten 3-4 kişilik bir büroyduk. İş gelirdi, kapanır bitirirdik projeyi. Daha yeni düzenli bir büro olma yolundayız. Önemli olan bu büyümenin sürdürülebilir olması. Bu hem bizim kurumsallaşmamıza, çalışanımıza yapacağımız yatırıma ve bunun geri dönüşüne, hem de bu düzeni devam ettirecek iş sürekliliğine yani istikrara bağlı. Ülkenin istikrarına da tabii.

Cem İlhan:

Soruyu tersinden almaktan yanayım. Sanki öğrencinin içinde şöyle beklentiler var. Adımızın duyulabilmesi için tek alternatif var. Yarışmaya girersin alırsın iki mansiyon belki 1. olursun, işi de alırsın. Tanınabilir olmak için yarışmaya girersin. Bunu öğrenmenin yolu yarışmalar yapan büroların içinden geçmektir. O ortamı koklamaktır. Alacağını alıp hemen oradan ayrılmaktır. Bu çok sağlıksız bir durumdur. Ama malasef çok yaygın bir durum. Yarışmacı olarak adı çıkmış kişilerin bürolarına girelim, 2 yıl kalalım öğreneceğimizi öğrenip gidelim.Star olmanın yolu yarışmalara girmek midir? Doğrusu acaba star olmak mıdır, mimarlık mı yapmaktır? Ben soruna biraz da böyle bakıyorum.
Kurumlaşmış mimarlık üretiminin sürekli olduğu bir ortam olsaydı ben 28 yaşında büro kurmaya kalkışmazdım. Usta mimarların yanında daha uzun bir süre çalışıp 30-35 yaşlarında, çok ilerde açardım bu büroyu.
Bünyamin’in söylediklerine bire bir örnek verirsek, gerçek durum yansıması şu olabilir. Ben giderim bir büroda çalışmaya başlarım. 3 yıl 5 yıl geçer, önce primlerle başlar sonra ortak olurum. Aynı riski alırım. Bütün ticareti büro sahibiyle beraber üstlenirim, sadece işin kaymağını yemem. O büro batarsada benim yüzümden batar . O ümitle bir büroya girerseniz işte bu olgunlaşmanın yolunu açar ve ben şu kadar sene sonra o patronlardan biri olabilirim. REM KOLHAAS’ın bürosunda 4 tane aynı güçte ortak mimar var. Adamları tanımıyoruz bile ve adamların tanınmak gibi bir niyetleri yok, niyetleri mimarlık yapmak.Bence niyet öncelikle bu olmalı.

Yani ülkemizde her şey tanınmak, bir yerlere gelmek için mi yapılıyor?

Bünyamin Derman:

Cem’in söylediği gibi mimarlığın magazinsel kısmı bizi ilgilendirmiyor.Bizim belki amaç olarak gördüğümüz şey yeni nesile bir şeyler bırakmak zorundalığımızdır.Ben bunun acısını çekiyorum.Şunu iddaa edebilirim ki bizden önceki nesil bize iyi bir miras devretmedi.Ben hepsine kızgınım.  Bunu bilmiyorduk ya da farkında değildik. İnsanın mimarlığı fark etmesi diye bir şey var. Üniversitede buna varılması olası değil. Bizim üniversiteler için şu an bunu rahatlıkla söyleyebilirim ki üniversitelerimiz bu konuyla yeterince ilgili değil. Mesleğimizi bilmiyoruz mesleği anlayana kadar 10 yıl geçiyor. O süreçte biz ne yapıyoruz?

Cem İlhan :

Mimarlığı anlayabilmeyi açtığımızda, yarışmalar o anlayabilmenin en damarından, en yoran acıtan ama en kısa ve özlü yollarından biri. Yarışma sürecinin içinden geçtiğiniz an çok şey öğreniyorsunuz. Eğer niyet öğrenmek ise ve o yüzden bize geldiyse ve samimi olduğu sürece iyi bir şey.
Yarışma insana çok şey öğretir ama yeterli değildir.

Bünyamin Derman:

Yeterli değil ama söyle, size bir opera binasını yap diye kim verir ki? Mesela bir stadyum.  Bunlar önemli konular. Öğrenilmesi gereken bir hava limanı mesela...Yarışma olmasaydı yapma şansım olmayabilirdi; anladınız mı?  Sonuçta, yarışma olduğu için biz hava limanını öğrendik.  Üst üste 4 defa yarışma çıktı. Bu kendi kendine soru sormak gibi birşey. Soru sordukça cevap arıyorsunuz ve bir noktaya ulaşıyorsunuz.

Cem İlhan :

Ben yarışmaya şöyle bakıyorum. Üstüne vazife olmayan işle uğraşan adam. Kimse sana onu yap demiyor. Gazetede görüyorsun haberi, soyunuyosun. 2.5 ay gece gündüz çalışıyorsun. Biz mesela şu an 1 haftadır sabahlıyoruz. Kimse bize sabahlayın demedi .Bir yarışma açılmış Ankara’da. Elden teslimler,trene binmeler gece yarıları maketlerle... kendi kendine eziyet gibi. Ama iyi bir öz disiplin . Bu yarışmaları küçümseyenler biraz ayıp ediyorlar. 

Yarışmalar katılım durumlarına göre farklılaşıyor.Bundan bahsedebilir misiniz?

Bünyamin Derman:

Dünyada yerel (bölgesel), ulusal, uluslararası, sınırlı, herkese açık yarışmalar var. Davetli yarışmalar var mesela. Müteahhit firmalarla girilenler var. Diyelim konut projesi ya da okul yapılacak. Son 10 yılda yapılmış bu konudaki binalara bakıyorlar. Senin yaptıklarına bakıp yarışmaya davet ediyorlar. Yani yarışmaları, hangi türü olursa olsun bir iş verme yöntemi, ihale biçimi olarak yaygın olarak kullanıyorlar ve seçilen projelerin çoğunu bir program dahilinde uyguluyorlar.
Ülkemizde de bölgesel, ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenleniyor; davetli yarışma pek yok.

Mekke’de böyle bir yarışmaya davet edildiniz.Bu şekilde davetle katılınan yarışmaların farkı ne?

Bünyamin Derman:

Edildik Cem'le beraber. Orada da bir juri var. Davet edilmene rağmen jürinin değerlendirmesinden geçiyorsunuz. Bizdeki davetli yarışmalarda juri yok mesela. Böyle bir davetli yarışmada yalnızca yarışmayı açan firmanın danışmanı vardı örneğin. Yarı davetli bir proje için 4 bürodan teklif alındı ve bir teklif seçildi. Bu yarışma değildir. Yarışma olabilmesi için bir jurinin olması lazımdır ve bağlayıcı bir şartnamenin olması gerekir. Örneğin Mimarlar Odası, UIA veya bazen bir kurumun bağlayıcılığı olması lazım.
Davetli bir yarışma yapmak için bir juri kurulması ve bu jurininde legal olması gerekiyor. Ancak o zaman yarışma olur.

Peki yarışmalarda kazanmış olduğunuz önemli ödülleriniz var. Bunların uygulanamamış olması sizde bir burukluk yaratmıyor mu?

Bünyamin Derman:

Tabii ki. Bir yarışmaya katılıp kazanıp da yapmamak kadar aptalca birşey olabilir mi ? Bütün fikir bitmiş. Uygulama projeni yapmışsın, kazıklar çakılıyor. Sonra yapımından vazgeçiliyor. En büyük işverenimiz devlet. Gap Kültür Merkezi’nin projelerinin çizimi 2, Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nin 1 sene sürdü. 10 kişi çalıştı. Proje bitti ama sonuçta uygulama safhasına geçilemedi. Bu benim suçum değil. Ben detaylarını çizdim , maketlerini yaptım.Ama bürokrasi işin içine giriyor bir şekilde ve tıkanıyor olay. Yerel yönetim değişiyor, başlanan iş rafa kaldırılıyor. Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nin temelleri 1998’den bu yana İzmir Bostanlı’da çürüyor. Karşıyaka Belediye Binası kaba inşaatı bitmiş bekliyor. Yönetimlerde devamlılık yok . Bütçe yok. Yok.

Cem İlhan:

Türkiye’de ne çok istikrarlı ki mimarlık ortamı iskikrarlı olsun? Kurumlar, politik ortam, 4 seneyi dolduramayan seçim döngüleri ..bir bina 8-10 yıl sürüyor. Yurt dışında örnek verilen yarışmalarda elde edilmiş ikonik binaların künyelerinde inanılmaz süreler var. Bazen 15 seneyi buluyor. 4-5-8-10 yıllar arkada güçlü bir irade istiyor. Bu irade kalkınca ortadan binaların hiç biri yapılamıyor. Emin olun 90 lı yıllarda ciddi yarışmalar kazandık ve çizdik de projeleri .O binalar yapılsaydı şu an farklı yerde olabilirdik. Bürolar da farklı yerde olurdu. Hepsi değil, %10’u yapılsaydı.

Bünyamin Derman:

Yarışma yapanlara bunlar hep avan proje yapar derler. Oysa uygunmayan bu projeler için çizdiğimiz uygulama projeleri detaylar inanılmazdı. Çünkü bu da tasarım sürecinin bir parçasını oluşturur. Bizim ülkemizde ‘ yarışmacı mimar’ denmesi küçük gösterme çabasıdır. Aslında yarışmalar mesleki eğitim ve kendini yenilemek açısından önemlidir ve hayata geçebilse böyle projeleri yapabilme ve uygulama deneyimi yaşayabilme fırsatı bulabilmeniz açısından da...

Cem İlhan:

Ödül alan projelerden biri uygulandı, ama 3 tane daha yapsaydık daha çok şey öğrenirdik.

Bünyamin Derman :

Ne yaptın diyorlar. Şimdi o kadar bina yapmış olsaydın. İşte ben 2 kültür merkezi, 1 belediye binası, filanca yerin çevre düzenlemesi vs diyor olurdun. O zaman böyle konuşanların söylemleri ne olurdu acaba?
 
Cem İlhan :

Durum özel sektörde de çok farklı değil. Yine aynı yan çizme , aynı ortam. Arkadaki irade aynı.

Bünyamin Derman:

UIA Kongresi’ne gelen yabancı gruplardan bizim de iş sebebiyle tanıştığımız gruba İstanbul’u gezdirirken sordukları  modern yapılarınızı gösterin isteğine bir tek Milli Reasurans Binası’nı gösterebildik.
20’ lerde yapılmış ve yıkılmaya başlamış binalar dışında ,80’ lerde özel sektörün paralandığı ve bina yaptırdığı dönemden ne var ortada? 5 binayı geçmiyor istanbulla sınırlandırıldığında liste. İyice çöküyoruz.

Cem İlhan:

Modern Mimarlık Rehberi hazırlayalım deniyor. İzmir Mimarlar Odası yaptı. İzmir’in mimarisiyle İstanbul’un mimarisi tabii ki çok açıdan farklı. Başka bir ortam var iklimle alakalı. Yunanistanla karşılaştırılabiliyor.
İstanbul’da bir Türk mimari geleneği var. Eze eze var. Yüzyıllara yayıla yayıla geçmiş. Son 20 yıla bakılıyor müthiş bir kısırlık var. Yarışmaları bir kenara itelim. Yarışmayla ayakta durmak mümkün değil. konu o değil, sadece yarışma değil ama yarışma da yapılmalı.

Bünyamin Derman :

Yarışma aynı zamanda bir tartışma platformu. Kartalla ilgili yarışmada 3 kişi davet edildi ve bir tartışma platformu oluşturuldu. Diğer ihalelerde tartışma yok. Kim en düşük fiatı veriyorsa işi o yapıyor.

Kartal sahil yolundaki kültür merkezi. Böyle bir yarışma açılıyor. Aynı zamanda böyle bir kültür merkezi yapılyor.Bu bir ikilem değil mi?Master planı yarışmayla yapılacaksa neden böyle bir kültür merkezi yapıldı. Hayır uygulanmayacaksa düzenlenmesinin anlamı ne?

Bünyamin Derman :

Kaldırımları neden sürekli söküp tekrar yapıyorlar gibi bir soru bu.

Cem İlhan :

Bir master planın uygulanırlığı tartışma konusu bence. O plan yapılmayacak, uygulanırsa bile o bina orada kalacak. Zaha’nın planı içinse, o düzeni kurabileceğini sanmıyorum.

Bünyamin Derman:

Projeler tartışılmadı, kamuoyuna bilgi verilmedi. Kamuoyu Türk mimar sıkıştırması yaparken haklıydı eğer jüri çağrılı malum mimarlarla beraber memleketten de 3 Türk’ün adını belediyeye  verseydi kimse itiraz etmezdi.
2 UIA kongresine baktığımızda Almanya’daki kongreyle Türkiye’deki kongre arasındaki en temel fark, Almanya’da konuşmacıların yüzde ellisinin Alman, bizde ise bir tane Türk olmasıydı. Bizleri temsilen bir Sayın Cengiz Bektaş vardı .Gençlerin adı bile yoktu. Bu, şu demektir: Bizim ülkemiz kendi insanına güvenmiyor, değer vermiyor. Mimarlar, mimarlar odası, mimar belediye başkanımız... Kartal’daki yarışmayı Zaha kazanmış, onun projesi şöyle güzelmiş falan. Olabilir. Zaha her zaman güzel proje yapıyor. Ben en çok isteyenlerdenim; gelsin buraya proje yapsın.

Cem İlhan :

Ben bu soruya nokta koyayım .Bütün bu olan bitenler ütopik. İstanbul’un o çok tartışılan makro ölçekli planı hazırlanmadan siz Kartal Endüstri Bölgesi’ni planlamaya kalkıyorsunuz. Önemli olan projenin yanlışlığı değil . Öbür taraftaki lokal projeler, kentin bütünüyle ilgili üzerinde bir vizyon ve mütakabat sağlanan plan olmadan lokal, orta ölçekli, büyük bölgesel yarışma açıyorsunuz. Yanlışlık burada. Niyet sansasyon ve reklamdır. Bu anlamda başarılı oldu mu ...evet oldu.

Bünyamin Derman:

Küçükçekmece’de merkez olarak gösterilen yer merkez değil, binlerce adamla tartışın.

Cem İlhan :

70’er bin dolar teklif verildiği biliniyor. 420bin dolara belediye bütçesi reklam bütçesi ve başarılı olmuş . İstanbul kültür başkenti oluyor falan. Onun bile altyapısı oldu. Siz de bir sonraki seçimi garantiliyebiliyosunuz.

Hem devlet hem özel üniversitelerde ders verdiniz. Özel üniversitelerle devlet üniversitelerinin ne gibi farkları var ?

Bünyamin Derman

ODTÜ, YTÜ, İTÜ, MSÜ 1.5 milyon öğrenci arasından en iyi puan alıp gelen mimar adaylarını kendi bünyesine alıyor . Bu da bir şey anlatınca algılayan bir öğrenci grubunu bir araya getiriyor..Eğitim olarak belki çok bir fark yok ama öğrenci farklılıkları ya da algı başarısının farklı olması, sonucu değiştiriyor. Diğer yandan özel üniversitelerin maddi bakımdan olanakları devlet üniversitelerinden fazla. Bu da kaçınılmaz bir durum sanırım.Beykent’in kütüphanesi gerçekten gün ve gün büyüyor.İTÜ’ nün belki bu açıdan oturmuş bir kütüphanesi var diyebiliriz. Özel üniversitelerde yapılması gereken iyi bir yönetim.  Bilgi Üniversitesi 5 kişiyi topladı, bir anda hepsinin önüne geçmeyi başardı. Bunu her üniversite yapabilirdi esasında. Biraz uyanık olmak lazım.Daha dinamik daha ses getirebilecek şeyler yapabilirdi özel üniversiteler. Kadro lazımdı. Gittiler emekli takımından kurdular. Bu kökleşmiş ve bildik eğitimin devamını getirmekten başka ne verdi onlara. Yeni birşey yapayım diye gelmiyor  gelen... ne gördüyse onu anlatıyor. Yurt dışında neler yapılıyor?..Onların içinden buraya getirebileceğin neler var? Maket atölyelerini nasıl kurarsın?... gibi kimi soruları hiçbir özel üniversitenin yönetiminin kendisine sorduğunu sanmıyorum. Sadece, mimarlık fakültem var mı, kaç tane hocası doçent....Kadroyu sıralamak yeterli. YÖK bize şu puanı verdi. Böyle bir üniversiteden birşey beklemek yanlış, olası değil.

Bilgi Üniversitesi’ndeki farklılık öğretim kadrosuna teklifle gelen kişilerde...Bazı arkadaşlarımızın bir araya gelmesiyle şekillenen oluşum içinde tasarım eğitimi ses getirmeye başladı. Neden, onların ekstradan bir iş dünyası görgüsü olması. Birileri daha bir dünya görgüsüne sahip, vizyon sahibi, öbürleri malesef kendi geleneğini sürdüren, esasında yeni bir şey üretmeyen adımlar atan kimseler.
Eğitim sistemimizi yenilemeye, dinamik olmaya ihtiyacımız var. Ulusal ,uluslararası seminerler, geziler ,eğitim seviyesinin yükseltilmesi için yapılacak çalışmaların hemen hepsi okulun olanaklarıyla birebir ilişkili. Öğrenciye sunulan olanaklar önemli . Eğer öğrenciye sermaye diye bakarsan böyle bir üniversiteden hiç bir şey çıkmaz.

Yarışmalara ortak girildiğinde hiç uyumsuzlukluk ya da ortak paydaya varamama gibi sorunlarla karşılaşıyor musunuz?

Cem İlhan:

Belki de birebir örtüşmediğiniz için çalışabiliyor olmak lazım. Birebir örtüşseniz zaten ihtiyacınız olmaz. Örtüşmemeyi kabullenip beraber bir işe soyunmak ayrı bir olgunluktur diye bakıyorum.

Bünyamin Derman :

Çok taban tabana zıt olmadığın sürece, baktığınızda mimari dil olarak  sırıtan bir şey göremezsiniz. Nüanslar olabilir. Ama üretim, tasarım sürecinde sürekli sorgulama ve tartışma ile gelişen birşey ve bunu yapabildiğiniz ölçüde rafine oluyor. Onun alt yapısı, böyle tanımlanabilecek uyumlu ortaklıklardan geçiyor.

Cem İlhan:

Bu ortaklıklar son dönemde artıyor önemli olan kimin ne çizdiği değil, önemli olan fikrin nasıl konduğu...

Bünyamin Derman:

Yani biz bir projeye başladığımızda, şunu şöyle yapalım steplerini tartışmaya başladığımızda  bitiyor. Zaten onun şaftının çözümü her şekilde yapılacak bir detay. Önemli olan mimari çıkışı. Alttaki nüanslar önemli. Fikir üzerinde tartışırken doğru soruların sorulup doğru cevapların alınması...proje zaten kendinden ilerliyor. Türkiyede bir çok kişiyle beraber proje yaptım.

Cem İlhan:

Beyin fırtınası denen hal vardır ya, bir anlamda bu o iki kişinin beyni olabilir. 12 kişinin de.  Kendi başınıza soru üretip düşünmek başka, masa başında kapanıp bir yarım saat her kafadan bir ses çıkması ayrı birşey.

Bünyamin Derman:

Hepsinin bir avantajı, dez avantajı var.

Cem İlhan:

Tabii çoğalmanın da bir limiti var bu anlamda. 3’ün kritik bir rakam olduğunu düşünüyorum. Mimarlık üretiminde 2 yada 3.... kendi adıma 5 kişi oturduğumuzda güzel şeyler çıkmayabiliyor.

Bünyamin Derman:

Genellikle çıkmıyor; çünkü herkes birbirine bakıyor yani..

Cem İlhan :

Aradada böyle riskler ortaya çıkıyor karşıdan alınan ortada.

2000 yılında sosyal konut seve seve yaparım sözünüz var.Ünlü Mimarlar böyle bir oluşumun içinde hep olacaklarını belirtiyorlar ama sonuçta  yurtdışında olduğu gibi örneklerini ülkemizde göremiyoruz. Bunun nedeni ne? Sosyal ağırlıklı bir şeyler yapmak bu kadar zor ya da uzak mı?

Bünyamin Derman:

Böyle bir sosyal konut talebi geldi de star mimarlar yapmıyorum demedi ki. Önce böyle bir talep olması gerekir ki mimar tasarlasın. Kore depreminde Shigeru-ban kağıt evlerle - en ucuz malzemeyle- konut yaptı. Konut sektörüne inanılmaz bir yorum getirdi.Bir şeye talep olduğu zaman , kaynak olduğu zaman....Belediyenin gecekondu bölgeleri için önerdiği projeler var. Yani bunları yapan birileri var.

Cem İlhan :

Şundan girmek lazım konuya....bir iş nasıl yaptırılır? Hani dedik ya pahalı bir şey bu mimarlık. Ve bunun bir yaptıranı var. Para kimin cebinde ? Önceki yıllarda bu devletti, şimdi özel sektör oldu. Sosyal konutun bir tane adamı vardır . O da devlettir. Yerel yönetim yada belediyedir. Sosyal konutta kar amacı yoktur. Finanse etmemiz gerekiyor. Kar amacı gütmeden konut açığını kapatmak için yapıyorsunuz. En büyük alıcının yaptığı TOKİ nin konutlarına bakalım. Böyle bir niyetleri var mı ? Yaptıkları konutların metrekare fiyatları neredeyse özel sektörle yarışır halde ve kar etmek amacıyla yapılıyor. Belediyelerinse öyle bir dertleri yok sosyal konut açığını kapatayım diye...

TOKİ yapmıyor bunu. Açtığı ihalelere bakın, web sitesine girin, 1 yıl içinde bitirmeyi hedeflediği konut sayısı istanbul içinde 98.000 falan. Müthiş bir işveren var karşınızda. Binlerce konut yapıyor, ama hepsini tip proje veya bildiği adreslere, yapılmış üretmiş her yerde uyguluyor. Bu önceleri devletin tip okul projeleri ve deprem konutlarında gördüğümüz zihniyet ve bu devam ediyor. Birisi talep edecek ki siz yapacaksınız. Biz nereye kadar bize sorulmadığı halde sosyal konut yaparız? Bu büro mesela yada bürodaki iki kişi... sosyal konut yapalım gidelim TOKİ’yi inandıralım dese, bu romantizme girer.
Burada işverenin motivasyonu ve iradesi önemli, niyet önemli, işveren olma.... Buna genel, global bakarsak, sosyal devlet -refah devlet-, böyle bir niyeti olmadığını belirtti ve çekildi. Başta İngiltere ve Hollanda’da bütün konutlar satıldı, bu alanlardan çekildi. Sosyal konutlar satıldı. Türkiye’de de özelde yansımaları var. Devletin sosyal konut yapmaya ne niyeti ne de kaynağı var.

Bünyamin Derman:

Kaynak var ama niyet yok.

Cem İlhan:

Geri çekilip baktığımızda biz niye olmadığını görebiliyoruz. Yoksa bizim niyetimiz var. En sevdiğimiz konu. Sosyal konut, çok sayıda belli bir profil, çok sayıda insana konut üretmek mekan sunmak, donatı alanı sunmak –ısmarlamak kadar zevkli bir şey olamaz. Tekil bir müşteriye değil ortak paydaya sunuyoruz. Bu en güzel konu... bunu biz niye yapmayalım ki.
Hatta yurt dışında böyle yarışmalar açılıyor, biz bunlara giriyoruz burda olmadığı için.
European kapsamında açılan t+p için bir şey vardı. Onun için bir şey hazırladık. Yeri değiştirilecek 35.000 insana -hepsi gelir seviyesi olarak düşük seviyede insanlar-  konut üreteceğiz, Zeytinburnu’nu düzelteceğiz. Bunlar çok güzel hedeflerdi. Sonra öğreniyorsunuz ki Zeytinburnu’nun imar planı zaten yapılmış. Bunun için 3 tane yarışma açılmış. Belediye, biz bunu çözdük diyor. Oda ayrı bir konu. Çokseslilik, kordinasyonsuzluk. Yani bunların hepsi üst üste geliyor. İşte yerel seçimler tekrarlanıyor. 2 sene 4 senelik seçim erken seçim oluyor, bütün yapılacaklardan vazgeçiliyor. Herşey üstüste gelince bu tablo ortaya çıkıyor ve biz bütün bunlara rağmen mimarlık yapmaya çalışıyoruz.

Yeni ödül aldınız Tülin hanımla beraber. Bir mimarın böyle önemli bir ödülle ödüllendirilmesi sonucu, düşünceleri ve hisleri ne oluyor?

Bünyamin Derman:

Nasıl cevaplasın böyle zor bir soruyu. Ben söyleyeyim. Bence geç verilmiş bir ödül. Bu zamana kadar öyle bir ödül olmadığı için -öyle bir geleneğimiz de yok- ,işte sadece batıda olduğu için birileri ön ayak oluyor ve bu ödül veriliyor. Bence bu ödülü Cem’in almasından ziyade önemli olan bu ödülü 30 yaşında 25 yaşında alabilmek. Çünkü onu 40’ında almış olmanın bana ya da ona bir yararı olduğunu düşünmüyorum. Yani güzel birşey tabii ama geç kalmış bir ödül.

Cem İlhan:

Orada bir handikap var ama, yapı yapman lazım. Bu tablodan sonra 25 yaşındaki bir adamdan bina yapmasını bekler misin ....hadi 30 olsun.

Bünyamin Derman:

O genci motive eden bir şeydir. Cem gibi, ulusal ödül almış adama genç mimar ödülü... yani ben ikisini yanyana koyduğumda bana biraz ters geliyor.

Cem İlhan:

Kronolojik bir hata var.

Bünyamin Derman:

Bir hata var evet ... yani bu şu demektir: Acı birşey ama genç mimar üretemiyor bu ülkede. Yok ki... yarışmalarda bir adam ödül alacak da, belediye başkanı da güzel yatırım yapacak yapı yapıcak ve o adam ödül alacak. 3 tane yarışmada 1. lik verdi gencecik adamlara, yapmadılar işte. Ne oluyor, inandırıcılığını kaybediyor sistem. Ben inanmıyorum artık. Yarışmalara çok inandığım halde devletin- yöneticinin bu tutumu yarışmaların inandırıcılığını kaybettiriyor. Önemli olan o binaların yapılması.Spor olsun diye kimse yarışmaya girmiyordur.

Yarışmalara inancınızı bu yönde kuvvetlendiren bir şey miydi  Emre Arolat'la beraber yaptığınız Dalaman Havaalanı projesinin gerçekleşmesi?

Bünyamin Derman:
 
Evet, yarışmalara olan inancımı pekiştirmiştir. Aslında Dalaman’da alt yapı ve yönetim olmasaydı o da yapılmayacaktı yani ihaleye çıkmasaydı yapılmayacaktı. O zaman yeni hava limanları ihtiyacından dolayı yapılması için önünü açtılar. Bugüne kadar başka dönemlerde  4-5 defa Bodrum, İzmir Havalimanları ihaleye çıkmalarına rağmen yapımları ertelendi. Bu sadece oradaki iradeyle ilgili bir şeydi.
Buradaki deneyimin, Türk mimarları için diğer havaalanı projelerini yapma şansını arttırdığını düşünüyorum. Artık Türk mimarlarının da bir havalimanı yapabileceğini insanlar gördü. Tabii mimarlar da. Bana özgü bir şey değil. Bunu Emre de gördü, Ercan Çoban da, Yakup Hazan da gördü. Murat da gördü: şimdi yapılacak Bodrum’a.
Havalimanı konusunda deneyim kazanmak, yapmak, o mimar için önemli bir referans oluyor. Bence bu da önemli . Uluslararası ortamda kaç bin metrekare yapı yaptığından çok, ne yaptığınla ilgileniyorlar. Güncel olarak hangi projeyi inşa ettiniz dendiği zaman bu, o mimarın uslararası ölçekte meslektaşları ile işteki rekabetinin önünü açıyor. Tabii yapının nasıl olduğu da çok önemli bittiğinde ama, neticede herkes ve herşey eleştirilir.

Cem İlhan:

Kırılma noktasıysa eğer, o sorunun  cevabını verdi aslında . Yarışmalara bakışın, kırılma noktası falan değil, bunlar tamamen çok özeldir. ODTÜ dahil buna – 15 sene sonra 1 yarışma uygulanıverdi-.. Buyrun Deniz Müzesi. Bir arkadaşımız kazandı. Ama uygulanamadı, iptal oldu-anıtlara takıldı-.
Diyarbakır Belediyesi Hizmet Binası yarışmasında ben jurideydim. 1 yıldan fazla oldu, daha sözleşme için bile çağrılmadım. Düzen yine eski düzen . Bir şeylerin değişeceğini umuyorduk. Çünkü artık bütçesi olmayan şey için yarışma açılamıyordu ihale kanununda. Ona rağmen açılıyor ve hala yapılmıyor.

Bünyamin Derman:

Bu da insanın enerjisini götürüyor. O çocuklar mesela, 25 yaşında 1. oldular. İşi yapabiliyor olsalar, o deneyimi yaşasalar o zaman o adamların müthiş bir büroları olacak. İşte o zaman genç yaşta bir yerlere geliniyor. Benim anlatmak istediğim bu .

Cem İlhan :
 
Bu arada biz herşeye rağmen hala inatla yarışmaya girmeye devam ediyoruz.

Bünyamin Derman:

O başka bir şey, kumar gibi.

Cem İlhan:

Bünye meselesi ya da zevk aldığımız birşeyi yapıyoruz.

Bünyamin Derman:

Bir de inandığın şeyi yaptığın için biraz da. Yani tabii ki problemin bir tanımı var : Arsa , program v.s. Ama avan projeyi ortaya koyarken mal sahibiyle mücadele etmeksizin daha özgür bir üretimin içinde olabiliyorsun.

Yarışma projesi için şu an birlikte çalışıyorsunuz. Bu projeyi biraz anlatır mısınız?

Cem İlhan:

Kabaca künye bazında anlatayım. Nasıl başladı, nasıl geldi yarışma bize onu belirteyim. Ön elemelere tabi tutulup sonra listeye indirgenmeler...Dünyadan 10 büronun çağrıldığı bu yarışmaya davet edildik ve bu şekilde başlandı. Kapsamı da aslında son derece önemli. Bir dini merkez olan Mekke’de ve Kabe’ye bakan geniş bir alanda 2.500.000 metrekare gibi bir alanın kentsel tasarım yarışması diyebilirim. Kent planlama yarışması gibi aslında.
Biz bunu çok tartışıyoruz ama, şansını yitirmiş bir yeri kurtarma çabası diyebiliriz bu yarışmaya. Bitirilmiş bir kent burası, rant kapısı haline getirilmiş. Demin söylediğim gibi kent olgusunu tamamen dolara indirgemiş bir zihniyetin sonuçları. Bu yarışma da belki biraz kurtarmaya çalışma cabası gibi geliyor bana .Alt katta maket duruyor. Gördüğünüz gibi Kabe’ye bakan geniş engebeli bir araziyi bir anlamda kurtarmaya çalışıyorlar herşeye rağmen. İki aşamalı bir yarışma. İlk aşama sonucu 5 büroya düşürüldü sayı şimdi, o beş büro kendi arasında yarışıyor. Süresi son derece yetersiz olan Projenin büyüklüğüyle, problemin önemine karşın son derece gayrı ciddi bir termin içinde,yetersiz bir sürede bitirilmeye çalışılan bir proje.

Bünyamin Derman :
 
Genel içeriği konaklama, residence diyebiliriz . Geçici, sürekli, günibirlik, umre zamanı da gidilebilen, ağırlıklı olarak Mekke’ye hizmet eden - otel, ticaret, transfer merkezi, sosyal konut fonksiyonlarının yeraldığı - ciddi bir alan.

Cem İlhan:

Acaba kalan kurtarılabilir mi? Tamam, herşey çok kötü ama, acaba orası için ne yapabiliriz? Orayı kurtarabilir miyiz? Buna inandığını söylemek, oraya bu gider demek için girilen bir yarışma.

Bünyamin Derman:

Yarışma olunca mesleğin gereği daha ideal düşünüyorsun. Şayet bu proje profesyonel olarak bir iş olarak verilse, müşterinin şu kadar kaks taks tüm yapılarda, ben bunu böyle istemem nidaları. Çoklukla müşteri,  parayı ben veriyorum diyerek düdüğü çalıyor.

İstanbul’da gösterebileceğiniz yapı olsa hangisini gösterirsiniz mimari açıdan başarı olan?

Cem İlhan :

Onu benim söylemem doğru olmaz.

Bünyamin Derman:

Milli Reasürans Binası,  başka bina yok yani kusura bakmasınlar. Yeni yapılanlar dahil.Bir de işin acı tarafı hepsi gecekondu davranışı gösteriyor.

Cem İlhan :

Parantez açalım. Milli Reasürans Binası davetli bir yarışma sonucu 8 kişinin girdiği bir yarışmadır, jürisi falan da vardır. Hukuki zemini var.

Gökdelen Bölgesi olarak nitelendirilen Maslak dediğimizde aklınızda canlanan ne?

Bünyamin Derman:

Bütün Maslak, bu yeni yapılan bütün yüksek yapılar, hepsi gecekondu davranışı gösteriyor. Çünkü bir planı yok, bir master planı yok. Buralara yüksek yapı yapılacak, işte şu düzende olacak, şunlar şunlar böyle bağlanacak.....yok. Kimin gücü varsa metro oradan çıkıyor. Böyle bir ülke var mı?  Altyapı standartların yok, hizaların yok. Kent olmak için bu altyapın yok.

Cem İlhan:

Yüksek yapı gelenekleri tarzında o yok bu yok. Acaba Büyükdere- Maslak hattında yapılan onlarca kuleye rağmen bu mu olmalıydı.... bir tane kule yok.

Bünyamin Derman:

Gecekondudaki kasıt imarı yok demek değil! Bir kenti kent yapan hizalarıdır, zemindir. Zeminle ilişkisidir. Paris gibi bir şehre gittiğin zaman hizayı bozan bir yapı gösteremezsin.
Sokakların caddelerin düzeni vardır. Kent bir sistemdir. Bizde sistem yok ki. Dolayısıyla iyi bir mimarlık ürünü beklememiz olası değildir. Niçin eski konutları ya da yapıları seviyoruz; çünkü birbiriyle ilişki kuruyor. Bizde hiçbir yapı birbiriyle ilişki kurmuyor. O yüzden zeminle de ilişki kurulmuyor.

Cem İlhan :

Her parsel kendi özel durumunu dayatarak yada bir takım işler elde etmiş yapılar olunca ortaya bu çıkıyor. Bu verilen örnek niye iyi. Reasurans binası, oturmuş bir kent dokusu içinde üretilmiş. Çünkü orada bir nizam var. 19. yy dokusu içinde bir izin üzerine oturuyor. Planda oradan çıkıyor. Dünyada da iyi şeylere bakarsanız extrem mimarlık örnekleri olsalar bile kent dokusu içinde üretildikleri için iyi çıkıyor, şansı baştan var diyebiliriz.
Bu çok dallı budaklı birşey. Bir sürü yere gider bu. Bir nedeni de aşamayacağı kutsal sorunlar olması .Oradaki hukuki ve mülkiyet meseleleri çözülemeyeceği için zaten yapılamayacak da.

Bünyamin Derman:

Master planı olmadığı sürece üst ölçekli kararlar zaten beklenilemez.

Cem İlhan:
 
Master planı olabilir, belediye müthiş bir master planı da yapmış olabilir.Ama al-ver süreçleri seni bundan sürüp götürüyor. Bir de, bu kadar da para veriyorum ifadeleri olunca master planı da yapılamıyor demektir

Bünyamin Derman :

Önemli olan düşünce üretmek, o da çok önemi bir süreçtir.

Teşekkürler.... Bu yoğunluğunuzda bize vakit ayırdığınız için.

Bünyamin Derman:

Biz teşekkür ederiz

Cem İlhan:

Sitenize başarılar dilerim.

Röportaj : Murat Şahin
Fotoğraflar: Bilge Altuğ

Yorum yazmak ve yazılan yorumları okumak için tıklayınız.

  Bünyamin Derman | Cem İlhan | Mimar Bünyamin Derman