YTÜ'de Şehir Planlama Okumak 

Ana sayfa » Köşe Yazıları » Musa Özsoy »
 
YTÜ\'de Şehir Planlama Okumak

İstanbul’un orta yerinde eski bir saray bahçesinde, uygarlıkların beşiği Anadolu’yla Batı Uygarlığı’nın başlangıç noktasında şehircilik eğitimi

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Şehir Planlama okumaya karar verdiğim ve tercih listemin ilk sıralarına yerleştirdiğim günden bu yana fikrimi hiçbir şey değiştiremedi: Bu üniversite, mimarlık ve şehircilik eğitimi alınabilecek en doğru yerlerden biriydi.

Zaten geçen yıllar boyunca bu fikrimi değiştirmeme engel olan bir çok neden buldum. Eğer İstanbul’un bu en güzel yerlerinden birinde, eski bir Osmanlı saray bahçesinde olmasaydım, projelerden kafamı kaldırıp dilediğim an gidemesem bile - Beşiktaş’ın, Taksim’in, Cihangir’in, Ortaköy’ün, Bebek’in, Çengelköy’ün ya da Kuzguncuk’un varlığını hissedemeseydim, Boğaziçi’nin, dünyanın hiçbir yerinde olmayan ve olmayacak olan o eşsiz vapurlarının ve martılarının sesini duyamasaydım, yorgun argın eve dönerken ya da günlerce uyumadıktan sonra okula gelirken üst geçitte kafamı kaldırdığımda Kız Kulesi’ni göremeseydim, en çok sıkıştığım ve sıkıldığım anlarda yanımda aynı dertten müzdarip bir dostumu bulamasaydım ve onlarla dertleşip hayaller kuramasaydım ya da bana öğrettikleri şehircilik bilgisinin yanısıra birçok şey daha öğreten birkaç değerli hocamın varlığı olmasaydı belki fikrim değişirdi.

Tüm bunlardan öte, uygarlıkların beşiği olan Anadolu ile modern Batı Uygarlığı’nın tam ortasında; dünyanın en güzel ve en değerli kentlerinden birinde; İstanbul’da “şehircilik” eğitimi almak bile başlı başına bir ayrıcalıktı. Uygarlık treni doğudaki zenginliklerin ışığında Batı’ya göç ederken belki de en çok bu kente hediye bırakmıştı.

Anadolu gibi bir uygarlık zenginliğinin içerisinde ve tarihin gelmiş geçmiş en önemli iki imparatorluğuna başkentlik yapmış İstanbul’da “şehircilik” okumak... M.Ö. 7000’lerde kurulmuş dünyanın bilinen en eski kentleri olan Çayönü (Diyarbakır), Çatalhöyük (Konya) ve Hacılar (Burdur) gibi kentlere sahip Anadolu coğrafyasının yanıbaşında bu eğitimi almak... Dünyanın ilk kanalizasyon sistemine (Fırat kıyıları, M.Ö. 4000), dünya sanat tarihinin ilk örneklerine (Van, Yedisalkım Köyü, M.Ö. 8000), döneminin en büyük kütüphanelerinden birine (Bergama Kitaplığı) ve en gelişmiş sağlık yurduna (Bergama, Asklepion Sağlık Yurdu) aynı coğrafyada sahip olmak... Hem Hippodamos’un Fonksiyonel Kentçilik akımının ve Izgara Sistemi’nin doğduğu Efes’i; hem de kentleri sanat yapısı gibi gören Sanatsal Kentçiliğin uygulandığı Bergama’yı bir şehirci adayı gözüyle aynı coğrafya içerisinde inceleme, görme, bilme fırsatına sahip olmak... Herodot (Bodrum), Tales (Milet), Hippokrat (İstanköy) ve Galinus (Bergama) gibi uygarlığı şekillendiren ve bugünkü bilimsel çalışmaların temellerini atan bilginleri ve bu bilginlerin yaşadığı kentleri geçmişinde barındıran bir coğrafyada “şehirci” olarak yetişmek...

Hemen yanıbaşında; İstanbul’da, Bizans ve Osmanlı dönemine ait sayısız tarihi eserle içiçe yaşarken, bu eserlerin gün be gün yok oluşunu yakından izlerken bu eğitimi almak... Konstantin’in surlarının Top Kapısı’ndan geçerken bunu farketmeden, Boğaz’daki yalıları, kaçak villaları, yok edilmiş koruları, parkları, ormanları görmezden gelip de gelişigüzel restore edilmiş bir yapıya dahi hayran kalmak... Bir şehirci adayı olarak, gün gelip de mezun olduğunda dünyanın en eski ikinci metrosuna sahip bu kentte ulaşım sorunlarıyla başbaşa kalacak olmak... Karayoluna mahkum edilmiş, karayolu sevdasıyla sayısız tarihi eseri katledilmiş, dünyada eşi benzeri olmayan Boğaziçi’ne kıyılmış bir kentte bu eğitimi alıyor olmak... Mimar Sinan gibi bir dahinin eserlerinin çok azını farketmek, birçoğunu günümüz nesli farkedemeden kaybetmek... Tüm bu olumsuzlukları eğitim ilerledikçe daha iyi anlamak, gözlemek ve yorumlayabilmek… Dört sene boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminin geçtiği Beşiktaş ve çevresinde yaşamak, dönemin modern yapılarından Yıldız Sarayı’nın bahçesinde dinlenip, soluklanmak; yine aynı sarayın yapılarından birinde proje yaparken sabahlamak...

Sonuç olarak, bu saydıklarımla yaşadığımız bu coğrafyanın; geçmişi, şehircilik ve mimari değerleriyle; İstanbul’un konumu ve barındırdığı tarihi itibariyle şehircilik eğitimini almak için ne kadar doğru bir yer olduğunu anlatmaya çalıştım. Eğitim alırken yaşadığımız sıkıntılar, sistemin çıkmazları, yetersizlikler ya da diğer olumlu-olumsuz detaylara girmeden… Bazen güzel bazen kabus gibi geçecek dört senelik – belki de daha fazla – bir uykudan, nasıl bir coğrafyaya, nasıl bir geçmişe “şehirci” olarak uyanacağımızı göstermeye çalıştım. Bu uykudan uyandığımızda şehirciliği, mimarlığı, tarihi, sanatı, insanlığı, toplumları; arkadaşlığı, dostluğu ve okul yaşantısını daha iyi anlayacak ve daha doğru yorumlayacak olduğumuzu düşündüğüm için yaptım bunu. O yoğun eğitim sonrasında, uyanıp da şehirci olduğumuzda; bu kente ve Anadolu’nun geçmişine nasıl sahip çıkamadığımızı görecek, sonra bir gün Avrupa’daki bir kent gidip de iyi bir planlama örneğiyle karşı karşıya kaldığımızda yapılan hataları daha iyi anlayacağız. Sonra belki de geri dönüp bu coğrafyaları ve diğer kentlerin uzaklarında, bir köşesinde yorgun ve bitkin İstanbul’u değerlerine uygun planlamayı ve Anadolu’daki zenginlikleri hakettikleri şekilde gün ışığına çıkartıp korumayı başaracağız…

e-mail: musaozsoy@gmail.com

Yorum yazmak ve yazılan yorumları okumak için tıklayınız.

  Musa Özsoy | Şehir Planlama | YTÜ Şehir Planlama